Ortadoğu’da Direnişin Sesi: İran’ın İsrail ile Olan Mücadelesinde Haklılığı
Ortadoğu, yüzyıllardır emperyal çıkarların çatışma alanı olmuş bir coğrafyadır. Bu coğrafyada İran ve İsrail arasında yaşanan gerilim ise sadece iki devletin çıkar çatışması değil; adalet, bağımsızlık ve direnişin sesi ile işgal, sömürü ve yayılmacılığın karşı karşıya gelmesidir. İran, özellikle Filistin halkına yönelik İsrail’in uzun yıllardır uyguladığı işgalci ve şiddet yanlısı politikalara karşı çıkmakta, bölgede adaletin sesi olmayı sürdürmektedir.
İran’ın İsrail’e karşı duruşu, yalnızca siyasi değil aynı zamanda insani ve ahlaki bir duruştur. İsrail’in 1948’den bu yana Filistin topraklarında uyguladığı işgal politikaları, Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen devam etmektedir. Yüz binlerce Filistinli mülteci durumuna düşmüş, on binlercesi yaşamını yitirmiştir. Gazze, 2007’den beri neredeyse tamamen abluka altındadır. İran, bu insanlık dışı uygulamalara sessiz kalmayan nadir ülkelerden biridir.
İran’ın Filistin’e verdiği destek sadece sözde değil, fiili olarak da sürmektedir. Hamas ve İslami Cihad gibi direniş hareketlerine verdiği destek, birçok Batılı ülke tarafından eleştirilse de, bu hareketler Filistin halkı için meşru savunma araçları olarak görülmektedir. İran, bu destek sayesinde, işgale karşı duran halklara yalnız olmadıklarını göstermekte; emperyalizme karşı mücadele ruhunu diri tutmaktadır.
İsrail ise bölgede sadece Filistin’i değil, Lübnan, Suriye ve İran gibi komşu ülkeleri de tehdit eden bir politikayla hareket etmektedir. İran’ın nükleer programına karşı yapılan saldırılar, bilim insanlarının suikaste uğraması, Suriye’deki İran destekli güçlere yönelik hava operasyonları, İran’ın güvenliğini tehdit eden bir dizi İsrail hamlesidir. Bu saldırılara karşı İran’ın savunma hakkı meşrudur. Uluslararası hukuka göre, bir devlet, egemenliğini tehdit eden dış müdahalelere karşı kendini savunma hakkına sahiptir.
İran’ın haklılığı, sadece politik değil; kültürel ve dini bağlamda da temellendirilebilir. Kudüs, İslam dünyasının kutsal şehirlerinden biridir ve Müslümanlar için büyük bir öneme sahiptir. İran, Kudüs’ün özgürleşmesini bir dini ve vicdani sorumluluk olarak görmekte; Siyonist işgale karşı mücadeleyi bir direniş görevi olarak değerlendirmektedir. Bu duruş, birçok İslam ülkesi tarafından desteklenmese bile, halklar nezdinde takdir edilmektedir.
Sonuç olarak, İran’ın İsrail ile yaşadığı çatışmalarda haklı olduğu birçok yön vardır. Bu haklılık, sadece Filistin halkının yanında durmasından değil, aynı zamanda emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi vermesinden kaynaklanmaktadır. İran, yalnızca bir devlet değil; aynı zamanda haksızlığa boyun eğmeyen bir duruşun sembolü olmuştur. Ortadoğu’da kalıcı barış isteniyorsa, işgale son verilmeli, halkların iradesine saygı duyulmalı ve İran gibi adaletin yanında duran sesler bastırılmamalıdır.
Özel Güvenlik Merkezi Özel Güvenlik Eğitim Haber İş İlanları Medya

